Açıkça bu, insanın kendi yaşamından hoşnut olduğu sürece verebileceği bir cevap değildir. Ben böyle bir yaşamı asla tercih edemem, hatta etmem demek, bir büyük söz söyleme mi, yoksa bastırılmış, sindirilmiş ve varlığından korku duyulan bir duygu mu? Kendime bu hafta bir fotoğraf makinesi aldım. Son zamanlarda edindiğim, hem de çok isteyerek ve sevinerek edindiğim bir değerim bu. Bunun için elimde ne var ne yok sattım, gerisini de 12 taksite böldürdüm. Yıllar evvel babamın çok güzel bir minolta makinesi vardı. Benim çok da hevesim olmamış ve makine ağabeyime kalmıştı. Şimdi kendimdeki bu hevesi görünce, neden bu kadar geç kalmışım demekten kendimi alıkoyamıyorum. Belki bugün bir adım daha önde olacaktım. Ama olsun, 40’a merdiven dayarken bile insanın kendindeki gizli kalmış bir yeteneğini, bir çocuk heyecanı ile yine kıvılcımlı ışıklar saçabileceğini keşfetmesi de çok güzel. Arkadaşımdan bir hafta boyunca ders aldım. Ve bu süreç bende, yeni filizlenmiş bir dal şımarıklığında bir sevinç yarattı. Yaşamı vizörde koşturmak, bazen durdurmak, dondurmak, bazen de yavaşlatmak … Ve denklanşör sesi. İşte yaşamın bir kresi bir anı olarak geçmiş olup bir yere oturuyor. Hal böyle iken, basit bir makine bile beni şımartabiliyor ve hayatıma kendi çapında bir mutluluk ilave edebiliyorken, ben Ergüder Yoldaş gibi bir yaşamı nasıl seçerim ki. Yine de asla büyük konuşmamak lazım. Hayatımızın her yaşında, koşullarımızın doğrultusunda kendimize bir artı katmamız birkaç binlik yutan botokslara taş çıkartırcasına etkili, inanın. Şimdi sırada yarın sabah çıkacağım minik Bozcaada seyahati, ardından da dönünce bir yandan yarım kalan fotoğraf derslerime devam, diğer yandan da Hat Sanatı kursları ile ilgili ön araştırma var. Bu da yapmayı uzun zamandır ertelediğim bir başka şey. Buna olan hevesimi de bir iki yıl önce eşimin bir işi nedeniyle tanıştığım biri ile geçirdiğim zaman içinde fark ettim. Bir açılışın davetiye zarflarına isim yazdırmak için gitmiştim oraya. Orada sanatın bir dini, bir mezhebi, bir ırkı, bir dilinin olmadığını gördüm. Sanatın sadece aşkı vardı. Ve ben o gün o insanın, yaptığı işe duyduğu aşka hayran kalmıştım. Ve yıllarca, daha da güzel kalem kullanarak, çok daha güzel yazabilmeyi kendince çabalayan biri olarak orada geçirdiğim 6 saat ruhumu öylesine doyurmuştu ki. O gün karar vermiştim, ben de yapmalıydım. İşte, bu iş için de gün artık yaklaştı. Uzun zamandır kendi dalım olmayan bir iletişim işinde çalışıyorum. İşin gerçeği ben yazı yazma işinde çok da başarılı biri değilimdir. İşin ana yapısında bu vazgeçilmez bir kriterdir, yazı yazmak. Ve bu nedenle, burada kendime yeni bir alan yaratmak için uzun zamandır düşünüyordum. En sonunda işimde kullanabileceğim bu iki dal üzerinde bir an önce yoğunlaşmayı ve dışarıya bir sürü para vererek yaptırdığımız bu işleri; hat ve fotoğrafı hem iş, hem de hobi olarak kendim yaparak, daha mutlu bir iş yaşamını sürdürebileceğime inanıyorum. Aynı zamanda kendimi bir şeyler yapmakla, bir şeyler ortaya çıkarmakla doyurabileceğime… Ne zaman ki içimde bu heyecanlar sönerse, o gün yaşlanmaya başladığıma inanacağım. 
Bazen düşünüyorum, Ergüder Yoldaş gibi alternatif bir yaşamı insan nasıl olur da seçer. Geride bir sürü yaşanmışlığı bir anda silip atıp. Bu bir cesaret mi yoksa bir korkaklık mıdır?
İçimde bir çocuk sevinci
Dilimde bir masal ile
Durmamacasına
Annemin kucağındaymışcasına